“Bir insanın bir metni ya da kendi yazdıklarını ve düşüncelerini
kamusal alanda yüksek sesle okuması basit bir edim gibi görünür;
ama insanın kamusal alanda sesi, bedeni ve kelimeleriyle görünmesi
kırılgan bir iştir, cesaret ister. Seyreden ise okuma tiyatrosunda yalnızca
izleyen değil, dinleyerek, imgelerken, anlamlandırarak metni tamamlayan
biridir. Performansın yoğunluğu, göstermekten söylemeye, dinlemeye ve
birlikte canlandırmaya kayar. Bu kayış, okuma tiyatrosunun asıl gücüdür.
Bugün Türkiye’de okuma tiyatrosuna ilgi artıyor. Bağımsız tiyatrolar, kurumsal
yapılar bu formu programlarına alıyor; üniversitelerde seçmeli dersler açılıyor.
Ayrıca ‘Okuma edimi’ dijital alana taşınıyor. Kitapta incelenen üç çağdaş
yapımda dikkat çeken nokta, oyuncuların kaynak metinle ilişkilenirken kendi
düşüncelerini ve kişisel yaşantılarını da sahnede okunabilir bir metne dönüştürmesi.
Kişisel ve politik hikâyelerin paylaşılmasına yönelik artan ilgiyle birlikte düşünüldüğünde,
bu formun önümüzdeki yıllarda çok daha çeşitli biçimler alacağını tahmin etmek zor değil.”
Eylem Ejder